İki iffetli genç kız; Hz. Şuayb'ın kızları
Kayıtsız kalamazdı, güven veren sesiyle sordu; "Musa, onlara: Meseleniz nedir?" Probleminiz nedir? Niçin onlarla birlikte hayvanlarınızı sulamıyorsunuz?" dedi."

Onlar, iki kız kardeş. Kur'an'a konu ve konuk olarak, iffet öğretmenliği yapıyorlar inanan tüm genç kızlara. Hz. Musa, Mısır'dan hicret ettiğinde Medyen suyunun yanında rastlıyor bu kızlara. Hayvanlarını sulamak için, suyun gerisinde edeple sıra bekliyorlar. Bir kenarda bekliyorlar; çünkü su başında bulunan çoban erkekler hayvanlarını suluyor. Suyun başında beklemeyi uygun görmemişlerdi. Hayâlarına titizlik göstermelerinin ilk göstergesi bu olsa gerek.

Olayı ayetlerle okuyalım;

"Ve Medyen tarafına yöneldiğinde şöyle dedi, ‘Rabbımın beni doğru yola eriştireceğini umarım.’ Medyen suyuna varınca üzerinde toplanıp (davarlarını) sulayan bir grup insan buldu ve onların gerisinde (koyunlarına sahip çıkıp) sakına­rak (sıra) bekleyen iki kadın gördü. Onlara: ‘Ne bu hâliniz?’ diye sordu, Onlar: ‘Çobanlar davarlarını sulayıp ayrılmadıkça biz davarlarımızı sula­yamayız. Babamız ise iyice yaşlanmış bir ihtiyardır’ diyerek cevap verdi­ler." (Kasas, 22-23)

"Musa, Medyen tarafına yönelince..."

Medyen, Mısır'dan itibaren sekiz gün mesafede olan Hz. Şuayb'ın (a.s.) oturduğu kasabanın adıdır.

"Medyen Suyu'na vardığında" yani halkın su aldığı bir kuyu yanına ulaştığında"orada hayvanlarını sulayan bir cemaat" değişik kabilelerden bir gurup"buldu."

Birçok insan, hayvanlarını suluyordu. Hz. Musa'nın dikkatini iki kız çekti. Çünkü erkeklerin arasına karışmadan, kenarda edeple ve sıkılgan bekliyorlardı.

"Onların gerisinde de" onlardan ayrı olarak güçlü çobanlardan korkarak"hayvanlarının suya gitmesini engellemeye çalışan iki hanım gördü."

Kayıtsız kalamazdı, güven veren sesiyle sordu;

"Musa, onlara: Meseleniz nedir?" Probleminiz nedir? Niçin onlarla birlikte hayvan­larınızı sulamıyorsunuz?"dedi."

Hanımlar, utangaç bir edayla hallerini şu cümlelerle özetlediler:

"Onlar" hanımlar:"Çobanlar sulayıp çekilmeden biz sulayamayız." Ço­banlar davarlarını sudan çeker, biz de erkeklerle karışmamak için o zaman davarlarımızı sularız. "Babamız ise" hayvanları sulayamayacak kadar "ol­dukça yaşlı bir adamdır, dediler." Hayâlarına, kadınlık onurlarına bir zeval gelmesin diye kenarda beklemeyi yeğlemişler, sıra bekliyorlar. Bedevi topluluklar, nezaket yoksunudurlar. Bu nedenle olmalı ki orada bulunan erkekler hanımlara öncelik tanımamışlar. Ve hanımlar da kendileri için güvenli olmadığını düşünerek uzakta sabırla beklemeyi tercihe etmişlerdi. Hz. Musa, hemen duyarlılık dersi vererek;

"Bunun üzerine" Musa o iki hanıma acıyarak onların yakınındaki bir başka kuyudan"onların hayvanlarını sulayıverdi."

Hanımların göstermiş oldukları sabır ve hayâ, ahlak konusundaki sebatları mükâfatlandırılmıştı.

 

Ve sonra kenara çekildi ve iltica etti;

"Bunun üzerine (Musa gayrete gelip) onların davarlarını suladı; sonra da gölgeye çekilip şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu bana indirdiğin nimete (her zaman) muhtacım." (Kasas, 24)

 

Uzun yoldan gelmişti, karnı da açtı.

Ellerini açtı. "Ya Rabbi! Bana indireceğin" az ya da çok "hayra muhta­cım, dedi."

Bu iki genç hanımefendi, her zamanki vakitten daha az bir zamanda evlerine döndü. Babaları bunun sebebini sordu. Onlar da kendilerine sulamada yardımcı olan kişiyi anlattılar. Babaları, bu yardım sever iyi adamla tanışmak istedi ve kızlarının birine: "Onu bana çağır" dedi.

"Az sonra o iki kızdan biri utanarak Musa'ya doğru yürüyüp geldi ve ‘bizden yana davarları sulamanıza karşı bir ücret vermek için babam seni çağırıyor’ dedi." (Kasas, 25)

Bu genç hanımefendinin tavrı, kıyamete kadar okunacak ayetlerle hatırlatılacaktı;

"O sırada hanımlardan biri utana utana yürüyerek Musa'ya geldi."

Ayetteki "âlestihyâ" ibaresi, son derece hayâlı olarak, yani hayâlı, iffetli bir halde demektir. Son derece hayâlı. Bir erkekle konuşurken kadınlık işvesini göstermenin basitlik olduğunu ve kadınlığın onuruyla örtüşmediğini çok iyi bilendi.

Seyyid Kutup diyor ki:

Bir erkekle bir kadının karşılaşması esnasında iffetlilik, hiçbir zorlamaya ve yapmacık bir davranışa gerek duymadan basit ve sade bir harekette kendiliğinden belirir. Ve İffetli bir ruh'a, temiz bir kalbe, bozulmamış bir fıtrata sahip bir kadın, erkeklerle düşüp kalkmaktan ve bu durumdan kaynaklanan açıklıktan, süslenip püslenmekten hoşlanmaz, tam tersine rahatsız olur."

İffet, en büyük zenginliktir. İffet, en büyük erdemdir.

Kız, Hz. Musa'nın yanına gelerek, ona: "Babam, hayvanlarımızı sulama ücretini vermek için" sana karşılık vermek ya da seni ödüllendirmek için"seni çağırıyor," dedi.

Hz. Musa da ücreti almak için değil, yaşlı zatın duasını almak ve onu tanımak için kızın davetini kabul etti. Hatta rivayete göre Hz. Musa, o zatın yanına gelince o zat Musa'ya yemek ikram etti. Musa, bunu kabul etmedi:

- Biz dinini dünya karşılığı satmayan ve hayır işine karşı bedel talep et­meyen bir aileyiz, dedi.

Hz. Şuayb (a.s.) ona şu cevabı verdi:

- Bu bize misafir olan herkese karşı âdetimizdir. Biz, misafiri ağırlarız ve yemek yediririz. Malumdur ki kim bir iyilik işler de ona bir şey hediye olarak verilirse onu al­mak haram değildir, diyerek ikram etti. Ve daha sonra bu kızlardan birisiyle Hz. Musa evlendi.

İffetini kaybeden neyin sahibidir? İffetin sahibi olan neyi kaybetmiştir ki?

Tavırlarıyla kıyamete kadar dillerde ayet diye okunan bu iki genç kız, Müslüman genç kızların, hanımların erkeklerle olan diyaloglarında sınırları öğreten iki öğretmen hanım olarak irşatlarını sürdürüyorlar...

Araştırmacı – Yazar Sabiha Ateş Alpat’ın “Müslüman Kadının Davası Tevhid ” Kitabından Alıntıdır.

Diğer Yazılarımız