Yazan; Duygu TURAN

Okuyan; Gökhan ŞENOL

 
 
İslam ve diğerleri serimizin 3. ve son ayında, dikkatleri farklı bir yöne çevirmek istiyoruz. Küfür ve inkârın dışarıdan geldiğini düşünürüz  hep. Unutulmamalıdır ki kaleyi fethetmenin en etkili yolu onu içten ele geçirebilmektir. İslam kılıfına bürünmüş ama İslam olmayan, ya da zorla İslam'danmış gibi kabul ettirilmek istenen düşünce ve fiiller, Müslümanları dışarıdan gelen darbelerden daha sert vurur.  Tabiri caizse bu ay; çuvaldızı kendimize batıralım; bakışları içimize çevirelim dedik.
İslam inancı, ilk Peygamber’den son Nebi’ye kadar aynı amaç ve mesaj ile gönderildi. Bu zaman dilimi içinde neler gördü, neler geçirdi bu din. Kimlere şahit oldu. Sımsıkı sarılan taraftarı da oldu; topla tüfekle hücum edeni de... Uğrunda ölüme koşanları da gördü gözler, tuzaklar kuranları da. Baskılar, zulümler, düşmanlar, savaşlar vs… Hiçbiri yok edemedi, sarstı belki ama ortadan kaldıramadı. Kıyamete kadar da aynı hız ve şiddetle düşmanları olacak lakin yok edilemeyecek, çünkü dinin sahibi öyle vaat etti. 
Nelere şahitlik etti bu yeryüzü varolalı beri. İçten yaşanan çürümelere, çözülme ve tahriflere...  Baskılar nedeni ile imanını kalbine gömenleri gördü gözler, dini sadece cami, seccade, ramazan ayına hapsedip, dünyaya karıştırmayanları da. Bunların ardından başka bir nesil geldi. Tamamen iyi niyetli idiler! Tüm kitab-i  dinlerin kardeş olduğunu, bu nedenle birleşmeleri ve ortak hareket etmeleri gerektiğini iddia ettiler. Böylece ateist ve dinsiz kafirlere karşı güç birliği yapacaklardı. Teorilerinin farklı bir amaca hizmet ettiğini, imanında samimi ve sağlam olanlar anlamıştı. Fakat  Kuran'dan uzak kalmış iman cahili halk kitlelerini kandırmak  kolay oldu. Sonuç olarak da elimize; Yahudi ve Hristiyanlık bulaşmış, hurafe deryasına daldırılmış, etkin değil ‘pasif bir din verildi! Ve tabii ki zarar gören taraf yine Müslümanlardı; tıpkı amaçlandığı gibi... Demokrasi ilahı geldi sonra... Kurtulduk! Sandı insanlık! Artık zulüm dönemi bitmişti, ezilen halk kendi kendini yönetebilecekti. Herkes istediği gibi yaşayacak, kimsenin inancına karışılmayacaktı. Özgürlük gelmişti ama her şeye özgürlük! Baskı ile inleyen halka umut verdi bu sözler. Ne güzel bir ilahtı bu; onları kurtarıp acılarına son verecek. Vee yeni bir dönem başladı Müslümanlar için.. Herkesin görüşü, yaşam şekli, cinsel tercihi kendine, bizi ilgilendirmez, sen kendine bak yeter dönemi. İlk bakışta masum gibi  görünen bu düşüncenin gerçek yüzünü, bizden doğanların; aklımıza dahi gelmeyecek akım ve fikirlere kapıldıklarını görünce anladık. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demiştik ama o bin yıl yaşayan yılanın evimizin  içine gireceğini düşünememiştik. Namaz ehli ebeveynlerin İslam ile taban tabana zıt çocukları yetişti! Duvara toslamıştık, böyle olsun istemedik oysa ki.  Herkese Özgürlük  derken,  küfrün bu denli özgürleşebileceğini hiç hesap edememiştik. Küfür buna da çözüm buldu, insanları sakinleştirmek için.  ‘’İnsan olsun yeter, düşünce veya yaşamın ne önemi var, namus kalptedir’’ dedi… Çaresiz kalan müslüman bunu da benimsedi. Artık çocuğunun, kardeşinin dinsizliği onu rahatsız bile etmemeye başladı. Bu demokrasi ilahı ile beraber imtihan olarak bir de  zenginlik  dönemi zuhur etti. Dünyanın tüm kapılarının ardına kadar açılması ile tarihte benzeri görülmemiş bir taviz furyası baş gösterdi. Darbelerle sarsılmış, sağlam olmayan, kökleri ile bağı kopmaya yüz tutmuş Müslümanlar için büyük bir zelzele oldu bu.’’ Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalış’’ sözü yeni yaşam felsefesi oluverdi. İkinci kısım ‘ahiret için çalışma’ yönü görmezden gelinerek tabi. Çünkü dünyalık elde etmek daha mühimdi. Adları bir dönem ılımlı, bir dönem muhafazakar, bir dönem çağdaş, kâh elit, kâh kültürlü olarak anıldı. Ortak yönleri ise;  Dünyanın her türlü küfür ve haram olan ziynetini İslamlaştırarak! Meşrulaştırmak. Bununla da yetinmediler. Artık hadsizlikte daha da ileri boyuta  ulaştılar şu günlerde. Kur'an ayetlerinin, çağa uygun olanlarını gündem edelim diyecek kadar şirazeyi kaçırdılar. Müctehid imamların ilmini beğenmeyenleri mi ararsınız, sahabeyi abartılık ile itham edenleri mi? Ne arasanız burada. Tatlı su müslümanları oluverdik velhasıl kelam. Ve bu durum; ateist, deist, Yahudi, Hristiyan eşcinsel sapkınların açabileceğinden  daha büyük yaralar açtı ruhumuzda. 
Ne oldu böyle, nasıl  geldik bu hale. Oysa ki herkes iyi niyetliydi. Niyet güzel olsa da, iş Allah'ın kitabına uygun olmayınca sonu bu oluyordu işte. 
Allah rasulünün şu sözü tezahür ediyordu: ‘’ Benden sonra sizin tekrar güneşe, aya, yıldızlara ve putlara tapmanızdan korkmuyorum. Ben; benden sonra sizin dünya malını aşırı sevip, dünya malına tapmanızdan, dünya malı için birbirinizin boynunu vurmanızdan korkuyorum.‘’
Zevk düşkünlüğü ve hırs bizi asıl kimliğimizden uzaklaştırdı! Vela ve Bera akidesinin adını bile duymadık neredeyse.. Duyunca da kalbimizde hiç yer bulamadığımızı gördük. Dünya hırsı bizi o kadar aldattı ki; her önümüze gelene eyvallah dedik, yeter ki YAŞAM STANDARTIMI bozmasın. Oysa ki mümin demek; imanı için dağlar delen, rahatını, hayatını feda eden koca yürekli insan demekti.. Küfre rızayı bırakın, mümin küfrün varlığına dahi tahammül  edemeyendi. Kalplerinize bir bakın! Ölen bir kafire hissettiğimiz acıma duygusunu, bombalar altında her gün yok olan kardeşime hissedemez hale geldik! Futbol ilahının haberleri kadar üzülmüyoruz, gündemimizde yeri bile yok.. Allah yardım etsin başka çözüm bile düşünmüyor, gökten ebabiller gelsin diye bekliyoruz, oturduğumuz  yerden. ÇÜNKÜ BENİM YAŞAM STANDARTIM BOZULMASIN İSTİYORUM. Kâfire kâfir olduğunu söyleme cesaretine sahip olamayan, her kabın şekline girme karakterine bürünen bir haldeyiz.. Ve neticede sel üzerindeki çer çöp kadar bile hüküm ve kıymetimiz yok. 
Çare nedir ? Bu hastalık ve ataletin tek çaresi imanın hakikatine dönmektir. İmanınızda samimi ve kararlı olun. İzzet ve şeref ancak Allah'a kul olmak ile olur. Bunun farkına varmalıyız. Mümin dava sahibidir, kararlı ve dik duruşludur. Haysiyetli ve onur sahibidir. Biz dinimizi kimsenin eline bırakmayız, laf söyletmeyiz! Ya samimi olun ya da kaleyi terk edin. Ne güzel demiş alemlerin rabbi:
‘’Sizin dininiz size benim dinim bana.’’( Kafirun suresi, 6. Ayet)



1 Yorum Yapılmış

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız