Kandil Geceleri

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla bu ayki yazımızı yazmayı bize nasip eden Allah’a hamd olsun. Bu ayki konumuz şaban ayı ve bugünlerde mübarek sayılan kandil geceleri.

Rabbim hakkı yazmayı, hakkı söylemeyi ve hak olan anlayıp yaşamayı bizlere nasip etsin. Çünkü dinimize sonradan sokulan o kadar çok uydurma hadis ve ibadet şekilleri var ki ve halk arasında da bu uydurulan ibadet şekilleri o kadar rağbet görmüş ki doğruyu anlatmak, hakkı söylemek bu devirde çok zor. İnsanlar inandıkları, alıştıkları şeyleri terk etmekte zorlanırlar.

Bakara Suresi 170. ayeti kerime Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor onlara ” Allah’ın indirdiğine uyun! Denildiği zaman: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” derler. Ya ataları bir şey düşünemeyen ve doğru yolda olmayan kimseleri idiyseler!

Biz iman edenler Allah’ın rızasını kazanmak için onun rızasına göre iman etmek ve yine onun rızasına göre amel etmek zorundayız ki yaptığımız ibadetlerimiz kabul olsun.

Ve yine Rabbimiz Enam Suresi 116 ayeti kerimede bize şöyle buyuruyor;  “Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uymaktadırlar ve onlar sadece tahminde bulunuyorlar.” Ve 117 ayeti kerimede “Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir; yolunda olanları da en iyi bilen odur.”

Şimdi bana diyeceksiniz bugüne kadar bunlar bilinmiyor muydu?

Siz biliyorsunuz da bunca ilahiyatçı bunca hoca varken bunların yanlış olduğunu söylemek sana mı kalmış diyebilirsiniz? Ben de sadece şu kadarını söylerim; Allah Resulü bizim için en büyük örnektir. Onun hayatında yaptığını yapmak bize Allah’ın emridir, yapmadığından kaçınmak yine bize Allah’ın emridir. Eğer bu aşağıda bahsedeceğim geceler olsaydı ya da bu geceye has ibadetler olsaydı o zaman önce Efendimize en yakın olan sahabe yapardı. Rasulullah Efendimizin yanında olan vahyin ilk muhatapları, dinimiz İslam’ın öncüleri, İslam’ın bütün emirlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan sahabeler; önce onların bunu bilmesi ve söylemesi gerekmiyor mu?

Sahabe hayatını okuduğumuzda hangi kaynaklara bakarsak bakalım, Resulullah’ın hayatından sonra hiçbir sahabe kandil gecesi diye bir gece kutlamamış ve peygamber efendimiz hayatında böyle bir geceyi ne söylemiş ne de kutlamış. Kadir gecesi hariç. Onu da Allah Kur’an’da bize ayetle bildirmiştir. peygamberler hiç bir şeyi kendilerinden konuşmazlar onların hayatları Kur’an’dı.

Casiye 6; “ Ey Muhammed! İşte sana gerçek olarak bu anlattıklarımız, Allah’ın delilleridir. Artık Allah’tan ve O’nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?”

Müddessir 54; “ Hayır; şüphesiz bu Kur’an bir öğüttür, dileyen kimse öğüt alır.”

İslam dinini bize gönderen Allah(cc)’ dır. Neyi yaparsak sevap, neyi yapmazsak günaha gireriz, belirleyen de yine Allah‘tır.

Allah  bizden şirksiz bir iman; bidatten, batıldan, hurafeden uzak amel istiyor.

Tuvalete girme adabından tutun da su içme adabına kadar hayatımızda yapacağımız her şeyi bize öğreten Resul, bu tür kandiller ve ibadetleri ve alınacak sevapları niye söylemedi unuttu mu( haşa )

Ali İmran 31,32; “( Ey Muhammed) De ki: “Allah’ı seviyorsanız O halde bana Uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın “.Allah bağışlayıcı ve merhametlidir. De ki: Allah’a ve Elçisi ‘ne itaat edin “.  Eğer yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah nankörlük edenleri sevmez.”

Ahzap Suresi 21. Ayette “(Ey inananlar) sizler için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için Allah’ın Elçisi’nden güzel bir örnek vardır.”

O Allah’tan böyle bir emir almadı ki bize de bildirsin velhasıl demem o ki din Allah ‘ın cennet, cehennem Allah’ın; yapılan ibadetlerin karşılığında sevap yapılan günahların karşılığında ceza verecek  olan Subhan olan   Allah’tır.

O zaman sevap adına da olsa iyi niyetlerle de  olsa dinde olmayan hiçbir şeyi yapamayız.

Şimdi bu geceler bize nasıl yerleşmiş gücümüz yettiğince bunu anlatım.

Ülkemizde kandil geceleri diye bilinen geceler takvim sıralamasına göre; Rebiulevvel ayının 12. gecesi Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi Regâip, yine Recep ayının 27. gecesi Miraç, Şaban ayının 15. gecesi Berat ve Ramazan ayının 27. gecesi olan Kadir gecesidir.

Bu geceler Osmanlılar döneminde II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “Kandil” olarak anılmaya başlamıştır.

Bu çalışmada kandillerin tarihi ile ilgili bilgi verilip dinimizin bunlara bakışı ortaya koymaya çalışacağız;

  1. Kadir Gecesi

Kadir gecesi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede Allah Teala, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bakara suresinin 185. ayetinde de Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiği beyan edildiği için Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bunun Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında Hz. Peygamber’in mü’minlere tavsiyesi, Kadir gecesini Ramazanın son on gününde ve özellikle de tek gecelerinde aramaları şeklinde olmuştur Buna göre Kadir gecesi Ramazanın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir. Yani Kadir gecesi, zamanımızda Müslümanlarca ihya edilmeye çalışıldığı gibi herkesçe bilinen sabit bir gece olmayıp, aksine gizlenmiştir. Konuyla ilgili sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh dahi Kadir gecesinin Ramazanın kaçıncı gecesi olduğunu bilmiyordu!

Kadir gecesinin değerlendirilmesi/ihyası ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den bir dua haricinde herhangi ibadet tavsiye edilmemiştir. Fakat Aişe radıyallâhu anhâ’nın bildirdiğine göre Resûlullâh, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı.

Bir gün Hz. Âişe, Resûlullâh’a: “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim? ” diye sormuş, O da:  “Şu duayı oku” buyurmuştur:

اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.”

  1. Berat Gecesi / Kandili

Berat “kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelen Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Şaban ayının on beşinci gecesinde Müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı ümit edilerek bu geceye Berat gecesi denilmiştir.

Berat gecesinin fazileti ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledildiği bildirilen birkaç rivayet bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinde Allah’ın bu gecede dünya semasına tecelli edeceği, Kelb kabilesinin koyunlarının kılları adedince (çokluk belirtmek için kullanılmış bir ifade) insanı bağışlayacağı ve kendisine edilen tüm duaları kabul edeceği anlatılmaktadır. Fakat bu rivayete kitabında yer veren İmam Tirmizî (ö. 279/892) ve onun hocası İmam Buhârî (ö. 256/870) başta olmak üzere birçok âlim, bu hadislerin rivayet zincirlerinde problem bulunduğunu, dolayısıyla hadislerin zayıf olduğunu ve bunlarla amel edilemeyeceğini belirtmişlerdir.

Berat gecesinin faziletine dair Sünen-i İbn Mâce’de geçen iki rivayet daha bulunmaktadır. Hadis âlimleri o rivayetlerin de “zayıf” olduğunu belirtmişlerdir.

Müfessirlerden Ebû Bekir İbnu’l-Arabî (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.

  • Gerçekten de Hz. Peygamber’in ve sahabe-i kiramın mescitlerde bu geceyi ihya etmek için toplandıkları, özel dualar ettikleri, bugün özellikle ülkemizde olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde tek bir rivayet dahi gelmemiştir. Kardeşlerim Allah’u Teala Kuran’ı Kerim’de bize namaz kılmayı emretmektedir fakat namazın nasıl kılınacağı Kur’an’da anlatılmaktadır biz namazın kılınacağını Resulullah efendimizden öğrendik bize nasıl namaz kılmamız gerektiğini o öğretti şeklini Peygamberimizden öğrendik Allah Celle Celalühü Kadir Gecesi’ni Kur’an’da bize anlattı O gece yapılması gereken ve yapılmaması gerekeni de şeklini de biz ancak peygamberden öğreniriz peygamberlerin geliş amacı da bize Dinimizi öğretmek nasıl yaşayacağımızı yaşantılarıyla bizlere örnek olarak öğretmektir O halde biz Kadir Gecesi’nde ve diğer ibadetlerimizi de Resulullah’ın yaptığı gibi yapmak zorundayız Çünkü biz Dinimizi ondan öğrendik

Bazıları Duhân sûresinde geçen: “O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/4-5)ayetlerine bakarak o gecenin Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi olduğunu söylemişlerdir. Buna dayanarak da Allah’ın o gecede kulların rızıklarını taksim, ecellerini tayin ve bir sonraki Şaban ayının on beşine kadar olacak tüm olayları takdir ettiğini, dolayısıyla bu gece yapılacak olan dua ve ibadetlerin mutlaka kabul edileceğini iddia etmişlerdir. Böylece Hz. Peygamber ve ashabının yapmadığı, bu geceye has bir takım ibadetler ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Allah Teâlâ o sûrede şöyle buyurmaktadır:

“Hâ Mîm. Andolsun o apaçık kitaba ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/1–5)

Görüldüğü gibi Allah, işlerin taksim edildiği gecenin Kur’an’ın indirildiği gece olduğunu bildirmektedir. Kur’an’ın da Şaban ayının on beşinde değil; Ramazan ayında ve Kadir gecesinde nazil olduğu şu ayetlerde açıkça ifade edilmiştir:

“Ramazan ayı ki o ayda insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirilmiştir.” (Bakara, 2/185)

“ Muhakkak ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.”(Kadir, 97/1)

Âlimlerin büyük çoğunluğu da Duhân suresinde geçen “mübarek gece”nin kadir gecesi olduğunu söylemişlerdir. Ebû Bekir İbnu’l-Arabî bu konuda şöyle demiştir:

“Bu ayette geçen mübarek gecenin Kadir gecesi değil de başka bir gece olduğunu iddia edenler, Allah’a büyük bir iftirada bulunmuş olurlar!”

Bir de Berat gecesi ile alakalı olarak halk arasında “Berat gecesi namaz”ıveya“Salâtu’l-Hayr” olarak bilinen bir namazdan söz edilir. 100 rekât olan bu namazın her rekâtında Fatiha ve on defa İhlâs suresinin okunması gerektiği söylenmektedir. “Kaynakların be­lirttiğine göre Berat gecesine ait özel bir namaz yoktur.Gazzâlî, bu gece her rekâtında Fatiha’dan sonra on bir İhlâs okunmak suretiyle kılınacak yüz rekât veya her rekâtında Fatiha’dan sonra yüzİhlâs okunan on rekât namazın çok se­vap olduğuna dair bir rivayet nakletti­ği halde (İhyâ, 1/203), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkî ile Nevevî bunun aslının olmadığını söyle­mişlerdir. Bu namazın bir bid’at oldu­ğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Kûtü’l-Kulûb ve İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘de geçen rivayete aldanılmaması gerektiği­ni söylemekte (el-Mecmû’, 4/56), Ali el-Kârî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat gecesi namazının h. 400 (m. 1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir. Bu namazın ilk defa h. 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık ka­zanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir.”

  1. Regâip ve Mirac Kandilleri

İkisi de Recep ayında kutlanan Regâip ve Mirac kandilleri ve bu gecelerin kutlanması gerektiğine dair öne sürülen şeylerin de herhangi bir delili bulunmamaktadır. Özellikle tasavvufi eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regâip gecesinde ana rahmine düştüğü (!), Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup olduğu gecesinde Regâip namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin “asılsız” olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.

Bir de halk arasında “üç aylar” olarak bilinen Recep, Şa’ban ve Ramazan ayları hakkında rivayet edilen: “Recep Allah’ın ayıdır, Şa’ban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” sözü hakkında âlimlerin çoğu “bu uydurmadır” demiştir. Ayrıca yine Recep ayının fazileti hakkında: “Kim o ayda şu kadar namaz kılarsa ona şu kadar sevap verilir, kim o ayda istiğfar ederse ona şu kadar ecir verilir.” şeklinde hadis diye rivayet edilen sözlerin hepsi mübalağadır, hepsi âlimler tarafından tekzip edilmiştir. Özellikle Regâip gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regâip namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir. Yine kaynaklarda Regâip gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamaların hicri 5. yüzyılda (miladi 11. yy) ortaya çıktığına ve bu gecenin ilk defa hicri 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te, 480 (m. 1087) yılında da Bağdat’ta “kandil” olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekilmektedir.

“İslam âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regâip kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resul-i Ekrem tarafından genel olarak bidatlerin yasaklanmasının yanı sıra Cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını, bu sebeple Regâip günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmişlerdir.”

Yalnız Recep ve Şa’bân  hakkında bir kaç söz söylenmesi gerekmektedir: Recep ayı “dört haram ay”dan bir tanesidir. Diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Bu aylarda savaşmak haram kılınmıştır. Dolayısıyla bu ayların diğer aylara göre bir fazileti bulunmaktadır. Âlimler bu aylarda oruç tutmanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Fakat Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram’dan “özellikle” bu ayda oruç tutmanın faziletine dair herhangi bir sahih rivayet nakledilmemiştir.

Şa’bân ayına gelince: Sahih rivayetlere göre Hz. Peygamber’in Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Şa’bân ayıdır. Sahabeden Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) şöyle bir hadis rivayet etmiştir:

“Resûlullâh, Şa’bân ayında tuttuğu oruç kadar hiçbir ayda oruç tutmamıştır. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Senin, Şa’bân ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tuttuğunu görmedim” dedim. O da şöyle buyurdu:

“Şaban, Recep ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, âlemlerin Rabbi olan Allaha yükseldiği aydır. Ben de amelimin Allah Teala’ya oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”

O halde bu ayda oruç tutmanın Hz. Peygamber’in güzel bir sünneti olduğu rahatlıkla söylenebilir.

 

 

Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hatta bir benzeri olmayan ve İslam’dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibadet kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlara bid’at denilir.

Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Resûlullâh şöyle buyurmuştur:

 “İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”

“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”

İmam Malik’in konuyla ilgili şu sözünü hatırlamakta da büyük fayda vardır:

“Kim, bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber’in Allah tarafından kendisine verilen risalet (elçilik) görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala “…Bugün dininizi olgunlaştırdım; size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm…”(Mâide, 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün din olmayan (dine dâhil olmayan) şey bugün de din olamaz!”

Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

Kur’an’da da sünnette de bugün geniş halk kitleleri tarafından kutlandığı şekliyle kandil gecelerine işaret yoktur. Mübarek kabul edilen bu geceler, Hz. Peygamber ve ashabından çok sonra (en erken 350 yıl sonra!) Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlamış, daha sonra İslam dünyasının çeşitli bölgelerine yayılmıştır.

Bu kutlamalar İslam’ın bir emri veya bir tavsiyesi değildir.Müslüman toplumlar tarafından ortaya çıkarılmış ve bir “gelenek” haline gelmiştir. Osmanlı padişahlarından II. Selim döneminden itibaren ‘kandil’ adını alan bu geceler Müslümanlar tarafından mirâciye, regâibiye, mevlüt gibi çeşitli etkinliklerle ihya edilmiştir. Kandil gecelerini kutlayan her toplum kendi kültüründen bir şeyler eklemiş ve böylece bu geceler gelenekselleşmiştir. Neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi de elbette ki zaruridir.

Selam ve dua ile Allah’a emanet olun .

Diğer Yazılarımız