Yazan; Sümeyye DEMİRCİ

Okuyan; Ömer Faruk DEMİR

“Ve kalplerin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını sevgi ile birleştirdi…” (Enfal, 63)
Sevme duygusu; bir kimseye veya bir şeye muhabbet besleme hissi. (Lügat manası) 
Arapça kökü el-Hubb; tane, tohum, sevgi, muhabbet, bağlılık, dostluk gibi manalarına gelir.  
Bilindiği gibi sevgi insanın duygularının ayrılmaz bir parçasıdır. Sevgi, kişinin kendisiyle bir başkasına eğilim duyduğu ve çekimine kapıldığını hissettiği kalbi bir davranıştır. 
Çevremizde karşılaştığımız gerçekler; iki kişi arasında sevgi hâkim olunca onlardan bu sevginin tezahürü olarak çok farklı tavır ve davranışlar görebiliriz. 
Mecdi el-Hilal-i hocamız insanlar arasındaki bu nimete güzel bir sıralama yapmıştır:
Sevdiğinden sık sık söz ettiği, sürekli olarak onu görme özlemi çektiği, onunla yalnız kalmayı istediği, onun yakınlığından hoşlandığı onun için öfkelendiği ve onu kıskandığı. 
Seven kişi sevdiğinin sevdiğine yaklaşır, onun uzaklaştığından uzaklaşır. Mutluluk ve zevkle onun emirlerine boyun eğer, onun için kendisini feda eder.
Bu ve benzeri sonuçlar, insanların kalplerinde birbirlerine sevgi oluştuğunda sevginin görülen bazı etkileridir.
Rabbimiz Allah kullarını yaratmış onlar arasına muhabbetin kaynağı olan -Hubb- sevgiyi koymuş dünyayı ve meşgalesini onunla hafifletip kolaylaştırmıştır. Hayatın zorluklarını sevgi duygumuzla bize kolaylaştırana hamdolsun.
Özel bir ilgi ile yaratılan insanoğlu bu güzel duyguyla anne, evlat, arkadaş, dost vs. olarak ilişkilerini huzurla devam ettirebilir. Tabii ki bu kavram Allah’ın istediği gibi yerini bulmazsa zarara dönüşüp birçok şeyi de tahrif edebilir. Fâni olanları, baki olanın önüne geçirmek hiçbir zaman insanoğluna fayda sağlamamıştır. Eğer fani olan sevgiler baki olanların üzerine çıkarılırsa sebepleri fani olduğu için yok olmaya mahkûmdurlar. Kıymetli ve kalıcı olan ancak baki olan için sevmektir. Bu da ancak Allah sevgisiyle olabilir; çünkü kendisi için, sevdiği zat baki olduğu için, ondan dolayı sevilende kalıcı daimi yani baki olarak kalıp zayi olmayacaktır.
Allah için olan sevgi menfaatsizdir. Allah’ın rızasına dayanır, onun hatırı için en küçük bir şeyden bir kırgınlıkta koparılıp atılmaz. Hatta kendi menfaatlerine ters düşse bile, Rabbi sev dediği için ondan sadakat ve vefa çıkar. Sadakat ve vefa imandandır vefasızların imanlarında mutlaka bir sıkıntı vardır.
Efendimizin (aleyhi selam) hayatından sevginin ve vefanın her türünü talim edebiliriz. Sadakat ve vefadan doğan sonuçları görebiliriz. 
Şib vadisinde üç yıl ambargo altında tutulan Müslümanlara konulan ambargonun bozulmasına yardım eden, Bedir savaşında kâfirler arasında savaşta hazır olan Ebul -Bahter bin Hişam’ ın öldürülmemesini emrediyor. İyilik gördüğü kâfir bile olsa, Kâfire vefayı öğreniyoruz. Hatice (R.anha)’ ye vefasından onun kız kardeşi gelince ona gereken önemi gösteriyor, onunla ilgileniyor. Böylece ölmüş olana vefayı da biz ondan öğreniyoruz. Sütkardeşi Şeyma (R.anha) gelince kalkıp yerine oturtturup onu birçok hediyeyle yolculu yor. Emdiği süte gösterdiği vefayı görüyoruz. (vs.)
Onun tedrisinden, rahlesinden mezun olmuş ilmin babası; Ali (R.anh) Efendimize bakıyoruz:
“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum ister beni azat eder, isterse yanında tutar hizmet ettirir.” Bu cenahtakiler bu sözü çok iyi düşünmelidir.
Bütün bunları gözden geçirirsek sevilen yüceler yücesi zat için olunca ondan dolayı olan sevgide kalıcı ve yapıcı olarak gerçekten bir tohum üzerindeki binlerce mahsule dönüşebiliyor. İslam dini bize vefalı olmayı öğretmiş, bir selam verdiğimizin hakkını bir sene, birlikte olduğumuzun hakkını on seneyle bir tutmamıştır. Hepsinin yerini belirlemiş ayetlerle ve hadislerle yolumuz aydınlatılmıştır.
Menfaatlerinden dolayı sevdiği insanlarla geçirmiş olduğu birçok seneyi,  göz ardı edip en ufak bir şeyde ya da büyük bir olayda birbirini terk edenler elbette sadakatten ve vefadan söz edemezler. 
Menfaatin bittiği yerde nankörlük başlar. Hangi sebeple olursa olsun kardeşlerimizi dostlarımızı terk etmemeliyiz, zaten Rabbimiz kimleri terk etmemiz gerektiğini kulluk kitabımızda bize öğretmiştir. Bu yeterlidir bizim için. Sevgini bir adı sabırdır. Sevginin bir adı sadakattir. Sevginin bir adı vefadır. Sevginin bir adı ona sahip çıkmaktır.
Bilhassa; bizi Allah için uyaranlardan, tehlikeyi haber verip bizi zarardan uzaklaştıranlardan, koruyup kollamaya çalışanlardan kaçmak yerine onlara gereken vefayı ve sadakati göstermeliyiz.
Hz. Ömer (Radıyallahu anh) “Bana hatamı söyleyene Allah rahmet etsin.” demiştir. Rabbimizin öğrettiği usulle bizi uyarıp sahip çıkanlara minnet duymalıyız, kızgınlık değil. 
Ne gariptir ki, insanlara maddi zararlarından korunması gerektiğini haber versen teşekkür ederler, ama haramdan korunması konusunda öğüt versen, engel olmaya çalışsan kızarlar. Ne çelişki.  Bu ahiret dostluğunun kıymetini bilmemektir. Rabbim bizleri sadakat üzere kılsın dostlarımızı da. Âmin.
İbni Teymiyye (Rahimehullah aleyh) ne güzel demiş;
“Sevginin aslı, Yüce Allah’ı bilmektir."
Her şeyin bir edebi vardır. Allah için olmayan sevgilerin edebi vefası yoktur. Sevmek çok sevmek, sevmek ne kadar sevmek? Ve kimin için sevmek? Bunların cevabı çok önemli hakkını verirsek sağlıklı bir şey çıkar. Allah için sevmek sevgilerin en üstünü ve sağlıklısıdır. Sevginin yolu bilmektir.
Sevmek; edeple sevmek, saygısızlaşmadan, ukalalaşmadan sevmek. Kızdığın zaman terk etmeden sevmek. Bazen bakıyoruz ölçüsüz sevgilerde hitaplar isimsizleşir. Allah için olan sağlıklı sevgiyi tanımadığı zaman insan sevdiğinin üstünde her hakka sahip olduğunu zanneder. Yabancılara olan saygı ve  inceliği onlara göstermez, çünkü sevdiği kişi güvendiği insandır, o zaten kendisindendir. Olgunlaşmamış ham sevgiler böyledir.
İnsan kıymetinin anlaşılmasına çok uğraşmamalı, değer verdikçe değersizleşirsin, önem gösterdikçe önemsizleşirsin çünkü karşıdaki insan senin ona gösterdiğin değeri kendisinin hak ettiğini zanneder. Efendimiz ne güzel buyurmuş “ Her şeyi menziline koyun.”
Allah için gerekeni yapacaksın, anlaşılman için değer görüp saygı beklemeyeceksin. 
Her kap içindekini sızdırır. Sızıntı kabın içindeki malzemeye göredir.
Allah için olmayan sevgilerde karşındakinin senden görmek istediğini sunduğun sürece seni sevecektir. Bu sevgi menfaati sevgidir. Seni malı gibi görüp sahiplenenler aldığı gibi satabilir. Sen onları kaybetmemek için çırpınırsın onlar seni harcamak için haince her yolu denerler. İnsanların isteklerini onlara sunduğunuz sürece sizi severler, olanların birliktelikleri sevgileri menfaatlerinin bittiği yere kadardır. 
Her şeyin bir ahlakı olduğu gibi sevmeninde ahlakı vardır oda saygıdır.
Allah’ın razı olmadığı aşırılıklar her zaman kişiye hüzün, sıkıntı ve kırgınlık getirecektir. Çünkü dengeyi koruyamadığı zaman taşlar yerinden oynayacak bazı şeyler aslından çıkacaktır.
Rabbimiz taşları yerine koymuş. Onlarla oynarsak kayıp düşeriz.
Dengeyi bozmadan sevmek semeresini görmek temennisiyle. 
Rabbim dostluklarımızı kabul buyursun eksiklerimizin hidayetini bize nasip etsin.  Dostsuz yaşamaktan Allaha sığınırız. 
Efendimiz( Sallahu aleyhi ve selam) buyuruyor:
“Dost aklın yarısıdır.” yine;
“Mü’min cana yakındır, (İnsanlarla) yakınlık kurmayan kimsede hayır yoktur.” (İbn- Hanbel 2/40)
En Emine Emanet Olun.



1 Yorum Yapılmış

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız