Yazan; Sümeyye DEMİRCİ

Okuyan; Gökhan ŞENOL

Kurban: Adak, bağış “garrebe” kökünden türemiş bir kelimedir, yaklaştırmak, kurban etmek, yakınlık, feda etmek manalarına da gelir. 
Istılahı olarak; Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla belli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. (İbni Abidin, Reddü’l muhtar.19,452)
Bu ibadetin ruhunda Hakk’a yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır.
Neden Kurban?
Kurban, gerek fert ve gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması, mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur.
Neden kurban keseriz?
Mü’minler her kurban kesiminde Hz. İbrahim (Aleyhi selam) ile oğlu İsmail’in (Aleyhi selam), Cenabı Hakkın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla göstermiş olmaktadır. 
Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur.
Özellikle et satın alma imkânı hiç bulamayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda kurban ibadetinin bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah rızası için, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından ve dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de; varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusundaki karamsarlık ve düşmanlık gibi duygulardan uzaklaşıp kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.
Kurban hicretin ikinci yılında Medine’de meşru kılınmıştır. Meşruiyeti Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir. Hicretin ikinci yılından itibaren Peygamberimiz (sav) her yıl kurban kesmiş ve gücü yeten kimselere de kesmelerini emretmiştir. “Ey Muhammed! De ki: Şüphesiz benim namazım da diğer ibadetlerim de yaşamam da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 6/162)  “…Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser, 108/2)“Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” (Hac, 22/36) Rabbimiz kesilen hayvanın kulunun takvada ve bağlılıkta Rabbine yakınlaşma vesilesi (nişanesi) kıldığını bildiriyor. 
Temelde yatan mesaj çok önemlidir: “istemeyen fakire de, istemek zorunda kalan fakire de” verin yedirin. Subhanallah; İslam ne muazzam bir nizam. Kulunun her zaman yiyemediği etini senede bir kerede olsa kardeşinin eliyle yemesini sağlayan Âlemlerin Rabbine hamdolsun. Bazılarımız şöyle düşünebilir: Neden Allah ona da verseydi oda başkalarından alıp yemek zorunda kalmazdı? Hâlbuki bu da imtihanın bir parçası, bütün kâinatın sahibi olan Allah kimilerine vererek kimilerinden de alarak imtihandan geçiriyor. Kulun Allah’a olan sevgisinin ve itaatinin sağlaması yapılıyor. Kısacası kul bu imtihanda:
“Fakirlik benim hayrıma olduğu için Allah beni böyle deniyor” 
Diyerek sabrederek ecir sahibi olurken, zenginlik verilen kulda: “Rabbim bana verdi, verilen bu nimetleri onun rızası çerçevesinde nasıl kullandığımı deniyor” diyerek gereğini yerine getirerek ecir sahibi oluyor. Geçmişi ve geleceği bilen Allah kullarının tasarruf gücünü bildiği halde onların hür iradelerini ortaya koyarak kazanmaları için yol açmıştır. Rabbimiz zenginliği sevmenin, fakirliği ise sevmemenin ölçüsü kılmamıştır, burda kulların teslimiyeti denenmektedir.
Kurban İbadetine Hadisten Deliller;
Hz. Âişe validemizden rivayet edildiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu Kurban Bayramı gününde Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel (iş) yapmış olamaz. Şüphesiz ki kesilen o kurban, kıyamet günü boynuzları ile tırnakları ile (her şeyi ile) gelir (hesaba girer). Hiç şüphe yok ki kesilen o kurbanın kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse kurbanlarınızı seve seve kesiniz.” (Tirmizi, İbni Mace)
Enes b. Mâlik (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre Resulullah (sav): “Boynuzlu, alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir aldı ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.” (Buhari, Müslim)
“Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!” (Hâkim)
“Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevap vardır. Kanının her damlası kadar mükâfat vardır. O sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!” (İbni Mace)
Kurban İbadetinin Ruhu ve Manevi Faydaları
Âlemlerin Rabbi bizim için ibadetlerin içerisine terbiye psikolojisini yerleştirilmiştir. 
Safa ve Merve tepeleri arasında yaptığımız Say’lar ile Hz. Hacer annemizin yalnız başına bir kadının büyük bir azimle çabasını, Rabbine tevekkülünü sembolize eden davranışını hac menasikleri içerisine yerleştirerek onun kutlu eylemini kıyamete kadar sembolize etmiştir. Şeytan taşlamada da bize sunulan öğreti hakeza böyledir. Bütün ibadetlerdeki fert ve toplumsal yararlar güdülerek konulmuştur. Kurban ibadeti de böyledir, yaşının geçmesine rağmen Allah’ın kendisine verdiği evladını -en çok sevdiği ciğer paresini- gözünü kırpmadan Allah yolunda kesmeyi göze alan İbrahim (Aleyhi selam) gibi. Evladını Allah’a bağışlayıp bağışlamayacağı konusunda denenen Hz. İbrahim (a.s) Efendimiz bu imtihanı başarıyla vermesinin sembolize edilişi ibadet olarak insanlığa yansımasıdır. 
Bütün nimetlerin tek sahibi olan Âlemlerin Rabbine kendisine verdiği evlat nimetini esirgemeden sunmanın zirvesini teslimiyetiyle bize öğreten Babamız İbrahim (as)’e selam olsun.
Bizler de hayatlarımızda vazgeçemediğimiz nelerimiz varsa Allah yoluna adamalı, o yola kurbanlıklar olarak koymalı ve bu adadıklarımızın Allah’a olan yakınlığımızın izzetini yaşamalıyız. Kuran’da ki bu mübarek şahsiyetlerin hayatlarındaki bu güzellikleri alıp kıyamete kadar baki kalacak bu bağlılık ve yakınlığı ruhlarımıza yerleştirmeliyiz. Bizi İbrahim (Aleyhi selam)  milletinden kılan Rabbimize hamdolsun.
En Emine Emanet Olun.



1 Yorum Yapılmış

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız